LEYLA KÖŞESİ
Kalbi kurcalıyordu hala.
Mecnun ne olmuştu, neredeydi, nasıldı, ne
yapıyordu, hali neydi?
Geceleri loş gölgeler arasında. Kum
tepelerinde, ay yarasında Mecnun’a benzeyen hayaller olurdu.
Bu anlarda sanki kalbi dururdu. Bitmiş olan bir daha mı başlayacak?
Ne çare başlayan başlamamış. Bitmiş bitmemiş olacak gibi gelirdi ona.
Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura.
Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura. Ay tutulmu kurtulmuştu. Gönlü zaman zaman tutuşmuştu.
Gün kırmıştı siyah çerçevesini, yarmıştı ışıkta ötesini berisini baskın korkusuyla ürperen çadırların.
Bugündüzen ve güven, ama yarın! Yarına bir güvence olmayan.
Neye yararböyle bir şimdiki zaman.
Acıyla da olsa dopdolu olan hayat boşalmıştı zembereği boşalmış bir saat gibi. Dönmüştü bomboş bir kağıda. Ağızdaki tad benzemiyor eski tada.
Irmak kurumuş rüzgar esmiyor. Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor. Arzu ve korku iki karanlık duygu yüreğinde birbirini kovalayıp duruyordu.
Ya bir gün geri dönerse Mecnun, yinealtüst olursa ortalık bütün?
Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu. Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu.
Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini. Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini.
Eski oldu diyelim ama neydi yeni,ve nasıl eskitmeli eskimeyeni, nasıl
öldürmeli ölmeyeni, nasıl diri sayarsın ölü olanı ?
Eski bir zehirdi belki ama yeni andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemeği.
Beklemek neyi beklediğini bilmeden… Gün günü, ay ayı kovalarken beklemek
bir vaktin dolusunu.
Öç alan kaderin zalim oyunu… Her şey akılla kurulu akılla düzgün …
Sezai Karakoç

