Deneme Selis Ruhan

Hayatın Kalabalığı İçerisinde Solo Keman Çalmak

6 yıl önce | okunma
“Hayat kalabalığın içinde solo keman çalmak, keman çalmayı da, çalarken öğrenmektir.”
Yaşantılamak

Hayatımızın anlamı çaldığımız kemanın tellerinde bastığımız notalarda cereyan eder. Ancak biz kemanı çalmayı bilmez hayat denen şeyi yaşarken, elimizdeki kemanı çalarken öğreniriz kimisi çok tiz, kimisi çok kalın basılan notaları.

Hayatın öğrenilmesi, kendiliğinden keman çalabilmek sıkıntılı bir süreçtir. Bize bir sorumluluk, bir yük yükler. O yükler yazgımızı gerçekleştirmek için bize yardımcı olacaktır. Yüklerimizden kurtulmanın tek yolu yazgımızı gerçekleştirecek şekilde hayatımızı yaşamamızdır. Yani var olduğumuz kalabalığın, insanların arasında tek başımıza elimizdeki kemana doğru notalar basabilmektir.

Hayat ne ıstıraptır ne de eğlencedir fakat her şey sona erinceye dek sürdürmemiz gereken ve dürüstçe tamamlamamız gererken bir görevdir. Keman ise görev sırasında elimizdeki araçtır. Bu görevi yaparken, kemanı çalarken (yani yaşarken), biz hayatı ( yani keman çalmayı) öğreniriz. Bir ezgi düşünün hem tiz notalar hem kalın notalar yer alır. Hem hüzün vardır hem sevinç. İşte hayta da böyledir. Besteyi yapmak sizin elinizdedir.

” İnsan hayata bağlanmış değil, ödünç verilmiştir.’der Syrus. Gerçekten de öyledir. Bu hayatta ölmeyen biri olmadı. Hayata ödünç verilmek bir yandan da geri alınacağımızı, bir sahibimiz olduğu çağrışımını da yağıyor. Öyleyse başıboş yollanmadık bu hayata bir amacımız bir görevimiz var. Yalnız değiliz bir koro gibiyiz, yığınlayız, çoğunluktayız ama içleri bireysel yalnızlıklarla örülü bireylerden oluşan bir toplumdayız. Bu yalnızlığı biz istemiyoruz. Düzen bunu gerektiriyor. Bu hayata gelirken de belki çevremiz insan dolu idi ama tek başımıza geldik, ölürken de çevremiz insan dolu ama tek başımıza gidiyoruz. Bu hayata gönderilme görevimizi yerine getirmeye çalışırken de aslında çevremiz insan dolu ama biz bize sunulanı tek başımıza yapıyoruz belki bilerek, belki bilmeyerek.

Ben bir başkası için diğeriyim. O da benim için diğeri. Kalabalığı oluşturan diğerlerinin de ellerinde bir keman var ve farkında değil çoğu onu çalmayı öğrendiğinin. Deseler ki çık sahneye solo şarkı çal. Kimse buna kolay kolay cesaret edemezken aslında farkındalıktan yoksun bir şekilde her gün biraz daha öğreniyoruz keman çalmayı kendi kendimize. O kalabalıklar buna vesile oluyor bana. Ben de bir başkasına vesile oluyorum diğerleriyle beraber kalabalıklar arasında. Böylece öğreniliyor çalarken keman çalmak, yaşarken hayatı tanımlayabilmek.

Hayat oyuna benzer istediğimiz kartları elde etmek elimizde değildir; ama oynamak elimizdedir. Elimizdeki kemana kusurlar bulmayalım. Bozuk, nota basmıyor, sesi çıkmıyor..vb. Denildiği gibi istediğimiz kartı seçemeyiz. Ama oyunu oynayabiliriz. O yetersiz gördüğümüz, bozuk bulduğumuz kemanı bile çalabiliriz.

Çalarken çalmayı öğrendikçe hayattan dersler, deneyimler ediniriz. Ustalaşırız hem hayatta hem kemanı çalmakta. Çünkü hayat aynı zamanda uzun bir insanlık dersidir.

“Dilerim, bütün hayatınız boyunca yaşarsınız’ diyor Jonathan Swift. Ne kadar da güzel bir söz. Yaşamı yaşantılamadan yaşamımızı sonlandırıyoruz. Cenap Şahabettin de şunu der:’’ Öyle yaşa ki az bile yaşamış olsan, yaşamış olasın.’’ Sadece nefes almak değil ki yaşam. Elimizdeki hayali kemanı sapasağlam geri götürebilmek değil ki yaşam. Kırılsın, parçalansın ama güzel besteler çalınmış olmuş yaşantılamalarımız sırasında o kemanla. Az da yaşamış olsak yaşamı yaşantılarla doldurabilelim, kemanın ustası olalım. Hayatı nefes aldığımız anları değil, nefesimizi kesen anları toplayarak yaşantılarız bunu da unutmayalım.

Falih Rıfkı Atay şöyle der sanki ” Hayat yaşanılarak öğrenilen bir sanattır”.Keman çalmaktan bahsetmemiş ama yaşamanın yaşanılarak öğrenilen bir sanat olduğuna değinmiş yani kemanı çalarken çalmayı öğrenmek, yaşarken hayatı öğrenmek işte size sanat. Keman çalabilmek…

Shakspeare’de dünyayı bir sahneye benzetir ve herkesin rolünü oynayıp çekip gideceğinden bahseder. Samuel’in sözünde de alt anlamada bu yatar. Bir şekilde herkes güzel ya da kötü, isteyerek ya da istemeyerek o kalabalıkta tek başına farkındalıksız bir şekilde bestesini çalar kemanını dile getirir ve gider. Hayat budur ve bunu gerektirir, kemanı çalmayı öğrenmek zorunludur. Buna ilişkin kursa gitmeye de gerek yoktur zaten yaşayabilmek için keman çalınmak zorundadır ki yaşantımız yaşantılaşırken keman çalmak kendiliğinden öğrenilir. Ortaya çıkan bestede her renk olmalıdır ki hayat da budur zaten tüm renklerin yanı sıra siyahın, grinin de olduğu bir gökkuşağı.

Samuel Butler’ in bu sözüne ilişkin Jackson Brown ‘’Başarılı bir hayat keman çalmaya benzer; her gün düzenli olarak üzerinde çalışmak gerekir.’’der. Yani hem çalarken çalmayı öğrenmek yani yaşarken hayatı yaşamayı öğrenmek, hem de bunu her gün yapmak, sanki yarın ölecekmişsin, bugün son gününmüş gibi hayatı an ve an yaşamak.

Nasıl ve ne zaman öleceğimizi seçemeyiz, sadece nasıl yaşayacağımıza yani bestenin daha çok tiz seslerden mi yoksa kalın seslerden mi ya da her ikisinin de eşit olduğu seslerden mi oluşacağı seçimi bizimdir. Hatta bestesiz bir yaşam süren veyahut da kemanını kırıp atanlar olmuş da olabilir. Ama onlar artık yaşamıyorlar demektir. Hayat onlar için sona ermiştir.

Kalabalığın içinde hep yalnızız aslında, olmasak da öyleyiz. Farkında değiliz ama tanıdıklarımız, etrafımızdakiler bizlerle gelmeyecekler o ölüm anına. Hepimizin çalması gereken görünmez bir kemanı var. Beraberiz sanıyoruz ama solo çalmaya çalışmak ve yaşamayı, çalmayı öğrenmek zorundayız. Hayat, bu işte, bize sunulan süreçte kemanı çalarken çalmayı öğrenmenebilmek. Bu süreçte elimizdeki görünmez kemanlar en iyi şekilde çalmalı, çalmaya çabalamayız ki zaten çabaladıkça öğreneceğiz onu çalmayı yani yaşamayı. Keman çalmak zordur ama hayatta zor. Her zorluk üstüne gidilmeden aşılmaz, zorluklar aşıldıkça kolaylaşır. Hayat da deneyimlerle, öğrenmelerle kolaylaşır. Öyleyse kemanlarımızın farkına varalım. Her gün bir diğerinden başka besteler çalsın, çalamayabilir en başta ama zamanla başaracak, çalarken çalabilmeyi öğreneceğizdir.

Hayat güldüklerimize çok gülecek, ağladıklarımız da çok ağlayacak kadar da uzun değil bu yüzden ne olur çalmaktan korkmayalım kemanlarımızı, bilmiyorum, çalamam deyip de ertelemeyelim hayatı. Hayat bu demek zaten çalarken çalmayı öğrenmek; yaşarken yaşamayı öğrenmek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.