Deneme Selis Ruhan

Eylül Mahkumu

6 yıl önce | okunma

Çocukluğumun cılız hatıraları uzak bir iklimden seslenir. Bu uzak iklimde sonbaharlar boğazımda düğümlenip çözülmeyen bir acıdır. Bir zamanlar yaşadığım kente, eve, mahalleye dönmekse başka bir iklime girmek gibidir. Dolaşırım eş dost, akraba arasında bedenimi sıkan çocukluk giysileri varmış gibi sırtında. Zamanla artık oralı olmadığımı anlarım. Ruhum sıyrılıp kalmıştır uzaklarda, ben sadece seyirciyimdir her köşesinde gülüşlerimin yükseldiği geçmişimin neşeli anlarına.
Yazları dönüş vaktiydi yuvaya. Oyunlar oynardık tüm gün sokakta. Hava sıcak, insanlar sıcak, sanki sevgi rüzgârı eserdi her yanda. Derken okul açılır ayrılık vakti dayanırdı kapıya. Sonhabar eskiden bir siyah önlüktü benim için. Sonra ruhuma takılın kelepçe misali lacivert bir ceket ve gri bir pantolon oldu. Kravatlarla bağlandı çocukluğum bir yatılı okulun bahçesinde. Bugün bir tülün ardından bakıyorum her eylülde sarı ve uzak yalnızlığıma…
Kim anlar bir eylül suskununun içinde çoğalan yapışkan kederleri? Yalnızlığı yatılı okullarda tahsil eyledim ben. Her gece yatağımda ailesiyle sobanın önünde neşe ile çocukları düşledim. Dar, ıssız ve karanlık okul koridorlarında korkuyla dolaşırken en çok yazları, yaşadığım kenti, evimi özledim. Babam oldukça varlıklı biriydi. İyi bir eğitim almam için yaşadığımız yerden oldukça uzaktaki bu okula yatılı olarak vermişti. Ama şimdi biliyorum ki babam, o zaman beni bu okula yollarken yıllarca yalnızlığa mahkûm ettiğini düşünmemişti?
Bu okulun bahçeleri neşeye yer vermiyordu. Her yer tek renk tek sesti sanki. Güneşin batışıyla bitmeyen oyunlar, koşturmalar, ailece balkonlarda yenen yemekleri bıçakla keser gibi bitirip gri odalara tıkılıp, mahkûm edilirdik adeta. Hayata ve sokağa kapı açmayan çantalar dolusu kitap, defter önümüzde dağa gibi dizilir ve sustururdu içimizdeki yazdan kalma anıları. Biz kanatları koparılmış yavru kuşlar gibi sersem, çaresiz bir hal içinde olurduk her eylülde. Sokaklardan, balonlardan, dondurmalardan, ayrı düştüğümüzü, bir daha yaz günlerinin cümbüşüne karışamayacağımızı hatırlar dururduk. Bahçelere, oyunlara, aileye ‘’elveda’’der, yalnızlığa, suskunluğa böyle tutunurduk gri odalarda.
Şimdi bulunduğum mevkie gelişimi babama borçluyum ama yalnızlığın acısını yüreğimde hep taşıyışımı da babama borçlu olduğumu anlamışsınızdır. Para kazanıyorum, zenginim, evim var, arabam var, babamın istediği gibi iyi bir eğitimim de var ama çocukluğumun anıları yok. Aileme doyduğum anlarım yok. Okulda eve yürürken selam verdiğim insanlar, sabahları okula geç kaldığımda koşturduğum kaldırımlar yok. Hiç geç kalmadım ki ben okula. Her eylül okulun ilk günü arabayla bırakırdı babam okula, sonra her sabah görevli uyandırdı hiç aksatmadan. Ne eve ödev götürebildim ne de hafta sonu diye sevinebildim. Şimdi bu yalnızlığımı kimden sormalıyım sizce?
Yalnızlık okullarından, sarışın suskunluklardan geçe geçe geldim; bir eylül mahkûmu olarak atıldım yaşama. Şimdi her eylülde aynı üzüncü, aynı gurbeti sessiz bir şarkı gibi mırıldanıp duruyorsam bundandır. Her yaz gelecek gri günler için güneşli günlerden ılık aydınlıklar biriktirdim. Sert rüzgârlara, kurşuni gökyüzüne, yüksek duvarlarla çevrili soğuk bir bahçeye gömeceğim düşlerime hazırladım kendimi. Evimin yuvam olduğunu uzaklaşmak zorunda kalında, kaçıp sığınacak, ısınacak, sevileceğim bir yer aradığımda fark ettim.
Şimdi her şeyi unutup yalnızlığımın iklimden çıkıp da yaz aylarındaki gibi yine yeniden eve dönüşümdeyse unuttuğum, ihmal ettiğim, incittiğim kendimle karşılaştım. Bu yüzden eş dost arasında bedenimi sıkan çocukluk giysilerimi hissettim omuzlarımda. Başta dediğim gibi. Buralı olmadığımı hissetim. Çünkü artık ben yalnızlığın şehri yatılı okul zadelerdendim.
Şimdi geriye baktığımda derin yalnızlığımın, suskunluğumun, mahkûmluğumun bir resmi ve sözcükleri yok. Bazen iş gereği otelde kalman gerektiğinde, içimde geçiciliği, tekinsizliği anımsatan bir hissiyat hâkim olur. Hatırasızlıklardan ötürü hiçbir anlam ifade etmeyen eşyalar bana yalnızlığı hissettirir yeniden. Her yüzden bir akisin saklı olduğu aynalarda, çocukluğumun yansımasını görürüm yalnızlığımın yanında. Ruhumu yabancı bir otelin aynasında seyre dalarım.
Belki birkaç kişi ile sohbet iyi gelir diye çoğu kez arkadaşlarımın yanına giderim. Ama boş konuşmalar arsında onlarla aramdaki uçurumu görür, ürperirim. Sahi ben gülmeyi mi unuttum, yoksa uzun zamandır gülünecek bir olayla karşılaşmadım mı diye sorarım kendime. İçimdeki yalnız çocukluk yatağımın sükûnetini bilmeyen sanır ki mutsuzluktan kapanıyorum içime. Dünyaya küstüğümü, sırt çevirdiğimi düşünen olur. Ama benimki kaçış değil keşiftir. Yatılı okulumun her bir metrekaresinde büyüyen bedenim ve aklımın derinliklerinde yolculuktur benimki. Vardığım yerden şimdiki halime bakıp tebessüm edebilmektir. Sözlerim ve ben gizlerde kalırız her yeni keşfimde.

yanlizlik yanlizlik2

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.