BİR NESİL…
Öğrendiğim kadarıyla bizden önceki nesil; dedelerimiz, ninelerimiz çocukken özetle şu oyunları oynarlarmış:
Âşık, Topaç, Çelik-çomak, Çember, Misket, Ceviz, Gazoz kapağı, Seksek, Kule, Alt-üst,
Saklambaç, Körebe, Bez bebek, Gıcırdak, Uzuneşek… Vb.
Onlar da, aslında çocukken çocukça bakıyorlardı hayata ve oynanan oyunlar da aynıydı.
Birkaç farklı oyun dışında birçok oyun aslında bugün biliniyor ama hayatın getirdiği bazı
değişimlerden ötürü çocuklar oyun oynamıyorlar. Birçok oyunun da adı farklı ancak bildiğimiz
oyunlar. Ender unutulmuş oyun var. Aslında bildiğimiz ama bilmezlikten geldiğimiz oyunlar
hep. Bence bizler oyunları değil oyun oynamayı unutmuşuz.
O devrin insanları her anlamda sağlıklıydı, iyi çocuklar yetiştirdiler, ama ne yazık ki sayıları
azdı… Gerektiği kadar çoğalamadılar… Köyler kente göç etmedi, aktı… Köyleri kentleştirelim
derken, kentleri köyleştirdiler.
Şimdi! Nerdeyse 5 milyon sınırına dayanmış koskoca bir Ankara… Bir o kadar İzmir…
İki misli İstanbul… Koskoca kalabalığın içinde bir çocuk, bir kadın veya bir adam… Oyun
oynamaya zamanı kalmamış insanlar… 50 sene öncesine göre onlarca, yüzlerce yeni külfet….
Kaybedilmiş değerler…
Şimdi, her ne pahasına olursa olsun insanların çoğunun bir tek ortak paydası, bir tek ortak
hayali var! O da çocukluklarını yitirmemek, oyunlarını yaşatmak, sokaklarda çizili bir çizgi
oyununa ait kareler görmek, mahalle aralarında ip atlayan çocuklar görerek çocukluklarına geri
dönebilip, çocuklarını bu oyunlarla büyütmek… Korkmadan, özgürce onları sokağa salabilmek,
teknolojinin esiri bir nesil olmaya doğru ilerlemekten kendilerini alıkoyabilmek.

