Dudaklar Sustuğunda Kalemler Kanatlanır

HER ŞEY ALDATMACADIR (KARŞITLAR BÜTÜNLÜĞÜ)

 

  ‘’ Her şey aldatmacadır: En az yanılgıyı aramak, normal bir ölçüde kalmak, en aşırı olanı aramak. Birinci durumda insan, İyi’ye ulaşmayı kendisi için kolaylaştırmaya çalışıp onu aldatır ve eline yetersiz silahlar vererek de Kötü’yü aldatır. İkinci durumda da İyi’yi, dünyevi işlerde bile ele geçirilmek için uğraşılmadığından aldatır. Üçüncü durumda ise İyi, kendisinden olabildiğince uzaklaşarak aldatır ve kötü de en aşırıya kaçılarak güçsüz kılınacağı umulduğu için aldatılır. Bunların arasında tercih edilebilir olarak ikinci durum görünüyor, çünkü her durumda da İyi aldatılırken, en azından görünüşte de olsa,  Kötü aldatılmamaktadır.’’

             KARŞITLAR BÜTÜNLÜĞÜ

             Kafka’da çıkmazlık, uzlaşmazlık yok tercihler vardır. Çelişme ve karşıtlıklar vardır. Eylemden kaynaklı olayda zıtlıklardan meydana gelen bir bütünlük vardır. Paragrafta ise İyi-Kötü zıtlığı söz konusudur. İyiliğin kötülük, kötülüğün iyilik olduğuna dair ispatlara varılabilir. Denge mevzusu varlığın karşısına bir boşluk, bir hiçlik kurmak zorundadır. İyilik ve kötülüğün zıtlığından farklı bir denge kurulur. Varlık ve hiçlik denge durumundayken, iyilik ve kötülük de bütünlük sağlarlar. Yani dia elektrik bir var oluş.(Efendiyi kölenin efendi, Köleyi efendinin köle yapması gibi)

             Her şey aldatmacadır yani yansıtma, kandırma, kullanmadır. İnsan aldattığı kişiyi kullanmış olur Burada bu aldatma karşısında üç tane seçenek verilmiş: En az yanılgıyı aramak, normal bir ölçüde kalmak, en aşırı olanı aramak. Herhangi bir çıkmaz, bir boşluktalık söz konusu değil ancak eylem ilişkin karşıtlar bütünlüğü var.

              Birinci durumda insan, İyi’ye ulaşmayı kendisi için kolaylaştırmaya çalışıp onu aldatır. Örneğin kolunuz ağrıyor. Siz ağrımadığını düşünerek beyninize bu yönde sinyaller yolluyorsunuz. Doğal olarak zamanla bu yalanınıza siz de inanıyorsunuz. O kolun ağrısı diniyor sanki tıpkı tinelci çocuğun bir buzdolabında kilitli kalıp donduğunu düşünerek donmaktan ötürü ölmesi gibi. Oysaki o çocuk tamamen zihninde ölümü gerçekleştirdi çünkü buzdolabı çalışmıyordu ki donmaktan ölebilsin ama zihne giden  ‘donuyorum’ sinyalleri buna sebep verdi. İyi sembolik olarak gönderilen sinyallerin ulaştığı beyin olsun bu örnekte. Böylece kolu ağrıyan kişi ağrımadığı sinyalleri ile sembolik olarak İyi’yi,  kolaylaştırmaya çalışırken aslında onu olmadık sinyallerle kandırıp, bu yalan sinyalleri vererek bir yandan da kullanıyor böylece İyi’ ye ulaşmayı kendisi için kolaylaştırırken onu belki de farkında olmadan aldatıyor.

            Eline yetersiz silahlar vererek de Kötü’yü aldatır. Yukarıdaki örnekle devam edecek olursam koldaki ağrı Kötü’nün sembolü olsun bu örnekte. Siz bir yandan İyi’yi kolaylaştırmaya çalışırken bir yandan da Kötü’ye bir ilaç, bir merhem, bir iğne ile yeterli silahlar vermeyerek onu kandırıyorsunuz. İyi’yi kolaylaştırayım derken Kötü’ye karşı yeterince donanımlı yaklaşmayarak onu da kandırıyorsunuz.

            Bir terazi düşünün dengede kalmalı ama siz en başa oturmayı seçtiniz bu seçimin getirdiği feragat da bu oldu. Hem İyi hem de Kötü kandırılmış oldu.

            Bir anne babayı düşünün hep yavruların iyiliğini isteyip hayatı onlar için kolaylaştırmaya, onlar adına karar vermeye hatta evlenecekleri insanı bile onlar seçmeye kalkışırlar bunu yaparak onlara iyilik etmeyi dilerlerken aslında kötülük ederler ve kötüye yetersiz hazırlıkla yakalandıklarından o çocuklar, gençler nasıl onunla mücadele edeceklerini bilemezler. Bu durumda hem İyi hem de Kötü aldatılmış olunur.

.           İkinci durumda da İyi’yi, dünyevi işlerde bile ele geçirilmek için uğraşılmadığından aldatır. Burada da vermiş olduğum terazi örneğinde ortada yer almayı seçtin demektir. Ölçüyü, ortayı bulmak. İnsan tabiri caizse ‘sallabaş’ bir memur da olabilir radikal bir memur da. İlk durumda sallabaş bir memur olma yönünde, üçüncü durumda radikal bir memur olma yönünde ama ikinci durumda her ikisi de olmamam orta düzey bir memur olmak için bir tercih söz konusudur. İyi hep var zaten. Kafka bir sözünde de ‘bizden kötü davranışlarda bulunmamız beklenir, iyi davranışlar zaten biz de vardır.’ Der.

            İyi yaşamımız her anında aslında kolayca karşımıza çıkan bir şeydir. En basitinden bir dünyevi bir işimizde dahi İyi kolayca kazanabileceğimiz bir dostken biz bunu bile yapmayarak onu yine kandırıyoruz. Tıpkı sizi çok seven dostunuzun zor anınızda sizi arayıp destek çıkması bir telefon kadar uzakta olduğunu belirtip  ‘bir çağrın yeter’  demesine rağmen bizim ona bir çağrı bile atmayışımız gibi. Uğraşmamızdan emeksiz, kendiliğinden oluşumlar beklemekten aldatıyoruz İyi’yi. İyi her zaman açıktan açığa gelir ve hemen o anda duyularla kavranabilir. Kökleri üzerinde ölür ve tanınmak için sökülüp çıkarılması gerekmez. Ama yinede biz onu tanımaz, ele geçirmek için uğraşmayarak aldatırız onu.       

            Üçüncü durumda ise İyi, kendisinden olabildiğince uzaklaşarak aldatır. Yukarıda da bahsettiğim örneklerle açıklarsam. Bu seçenekte de terazinin sonunda yer alıyoruz. Yani sallabaş bir memur değiliz, orta düzey bir memur da değiliz ama bu sefer de radikal memur olmayı başardık. Bu şekilde öne çıkıp, tanındığımızdan ele geçirildik. Eylemi yaptığımızda varlık öyle bir açıldı ki olmak istediği şeyden çıktı. İyi artık bizden olabildiğince uzak, yolun başında kaldı. ‘Ben sana mektup atarım’ diyip de, sevgiliye bir daha mektup falan atmayıp çekip gittiniz. Bu örnekte İyi sembolik olarak sevgili olsun. İyi’yi bıraktınız, yani sevgiliyi ve bu yalan vaatlerle onu kandırıp, aldattınız.  Eğer insan dünyada en iyi şeyleri yapabilecek olduğuna inanmıyorsa en kötüsünü yapmaya başlar.

                Kötü de en aşırıya kaçılarak güçsüz kılınacağı umulduğu için aldatılır. Eylem yapıldı ama yapılırken öyle bir aştı ki kendini olmak istediği şeyden çıktı. Örneğe dönersem: Belki de radikal bir memur olursa herkese üstünlük kurabilecekti ama olmadı. Kötü güçsüz kılınacağı ümidi ile çıkılsa da yola Kafka’nın sözündeki gibi ‘Kötü’nün elindeki en etkili ayartıcı silahlardan birisi savaşa davettir. Kadınlarla yapılan savaşa benzer ki, sonu yatakta biter’.

                Sizi bu umutla bu yola çeken zaten kötü’dür. Onun güçsüz kılınacağı düşüncesine kapılırken zaten onu güçlü kılıyor, kandırıp aldatıyor bunu yapamayacağımızı biliyoruz.  Kötü’nün içinde kalmasına izin veren art niyetler senin değil, Kötü’nündür. Kötü’nün ondan sırlarımızı saklayabileceğimize inanmamızı sağlamasına izin vermeyin. Daha da çok kovalar sizi. Sırlarınızı rahatça öğrenebileceğine inandırın onu. Yılanın aracılığı gereklidir: Kötü, insanı ayartabilir ama sizi aldatamaz, aldatan siz olursunuz.

       Bunların arasında tercih edilebilir olarak ikinci durum görünüyor, çünkü her durumda da İyi aldatılırken, en azından görünüşte de olsa,  Kötü aldatılmamaktadır. Bizim kötü diye adlandırdığımız şey bizim sonsuz gelişimimizdeki bir anın gerekliliğidir. Kötü belirli geçiş durumlarında insan bilincinin yaydığı bir ışındır. Sadece görünüş olan şey tam olarak duyular dünyası değil; ama ondaki Kötü’dür ve bu, bizim gözümüzdeki duyular dünyasını oluşturur. Bundan başka bir şeyin olmadığı gerçeği elimizden umudumuzu alır; ama bize kesinliği verir.

             İyi ise rahatsızlık vericidir. Kötü bazen elinde bir alet gibidir; bilinsin ya da bilinmesin eğer insan yapmak istiyorsa kaldırıp bir kenara konulmasına karşı koymaz ama İyi’ye koyabilir. Bazen en İyi’yi olmak istediğimizde bile içimize şeytani bir ruh girmişçesine Kötü’ye hizmet ediyoruzdur aslında. Kötü’ye İyi ile karşılık vermek, Kötü ile karşılık vermekten daha kolay, daha bilgecedir. Kötü’yü aldatmak için Kötü ile karşılık vermemiz gerekir bence ki buna gerek yoktur. İyi ile karşılık vererek dia elektrik birliğinden bir bütünlük sağlayabiliriz. Bu bir tercihtir. Paragrafta da bahsedildiği gibi tercihlerimiz var seçimler bize ait.

              Ne yaparsak yapalım her şey aldatmaca, göreceli, kesin bir bilgi yok öyleyse tercihin ikinci durumdan yana yapılması dile getiriliyor paragrafın sonunda yani ortada olmalı, ölçülü olmalı. En azından sadece bir taraf aldatılıyor yani benim görüşüme göre hep içimizde olan bizle var olan İyi aldatılıyor. Bizden beklenen Kötü değil, olmayan, dıştan gelen değil, eylemde, içte olan aldatılıyor.

            Bu dünyanın bir baştan çıkarma aracı ve dünyanın yalnızca bir geçiş olduğu ile ilgili verilen tek ve aynı şeydir. Bunun böyle olması da gerekir: çünkü dünya bizi ancak bir yoldan yaratabilir ve bu da gerçeğe uygun düşer. Ama işin berbat yanı, ayartılma başarıya ulaştıktan sonra biz bu güvenceyi unuturuz ve böylece de İyi bizi kandırıp Kötü’nün tarafına atar; tıpkı kadının bakışıyla bizi yatağına çağırması gibi. Yani iyiliğin kötülükten daha az tercih edilebilir bir seçenek olduğuna da varılabilir.

            Yani İyi aslında bizi Kötü’ye götürebilecek bir etken öyleyse en azından ikinci durumda İyi’yi kandırabilme şansımız var, bizi kandıranı kandırabilme insanda var olan duygu öç alma. Yoksa Kötü’den ne öcü alıp kandıralım ki onu o bizden beklenen ki biz onu yapmak isteyerek bilinçle yapıyoruz. Bilincin bu yönde sınırlanması toplumsal bir gereksinimdir. Tüm erdemler kişisel, tüm kötülükler de toplumsaldır; toplumsal erdem olarak değerlendirilen şeyler, örneğin aşk, bencil olmamak, özveri yalnızca ‘’şaşılacak biçimde’’ gücünü kaybetmiş toplumsal kötülüklerdir bence. Bu durumda bence de İyi’yi aldatırken en azından görünüşte de olsa Kötü’yü aldatmamak en iyi seçim olarak görünüyor.

            Özetleyecek olursam, aldatma açısından bakarsak, iyiliğe kötülük ederek iyiliği tercih etmek, aslında bu tercihin temelinde kötülük etmek olduğunu, Kafka’nın evrenin dengesini sağladığını söyleyebiliriz. Çünkü Kafka iyiliğin ve kötülüğün ötesinde yine erdemli olmayan bir tercihin yattığını bizlere ispat edebilir sanki…

 

 

Editör • 19 Mart 2016


Previous Post

Next Post

Bir cevap yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *