Dudaklar Sustuğunda Kalemler Kanatlanır

HAYAT OYUNU

 

İnsan hayatının üç safhası vardır. Doğum, yaşam ve ölüm. İnsanlar doğum ve ölümlerinin farkında değildir, çoğu kez de yaşamlarını farkında olmadan öylesine yaşarlar. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir yandan yaşamaya bir yandan ölmeye başlamışızdır bile. Rollerimiz vardır, sorumluluklarımız, yaşamamız gerekenler, almamız gereken dersler… İşte bu yüzden dünya büyük bir sınav yeri ve de bir sahnedir ki oyunu biten çekip gider.

Peki ya rolümüzü seçebiliyor muyuz? Hiç düşündünüz mü oynayacağımız rol arkadaşlarımızı, sahnemizi seçme şansımız olsaydı? Belki böyle bir şansımızın olmaması, kadere iman başımıza gelen en güzel şey? Yapılan seçim bir şans mı yoksa keder mi olurdu bilemezdik? Bizi bizden iyi tanıyan bir yaratıcının varlığı düzenin hâkimiyetinin tılsımı adeta.

Hayat hiç teşekkür etmeden alınır, gelişigüzel kullanılır, farkında olmadan yitirilir. Peki hayatı teşekkür ederek alsak, bilinçli yaşayıp, farkında olarak yitirsek nasıl olurdu? Aslında bir nevi böyle yaşayanlar var. Onlar bekli de yaşamayı gerçekten bilenler. Hiçlikten uyanıp varlık yolunda kul olmayı iyi bilenler böyle yaşayan güzel gönüller.

Nasıl ve ne zaman doğup öleceğinizi seçemezsiniz sadece nasıl yaşayacağınıza karar verirsiniz ki biraz düşündüğünüzde bunun en iyi yaşam oyunu olduğunun farkına varırsınız. Bazı seçimlerin bize ait olmaması aslında nimettir ama görebilene. Şimdi farz edin ki nasıl ve kimin çocuğu olarak doğabileceğimizi seçebiliyoruz. Nasıl mı olurdu? Bence tam bir karışıklık ve kargaşa olurdu.

İnsan hayata bağlanmış değil ödünç verilmiştir. Hayat oyununda istediğimiz kartları seçmek elimizde değil ki iyiki de öyle değil ama oynamak bizim elimizde. Rolümüzü hakkıyla oynayıp kuralınca farkında olarak bu hayattan geçebilmek nasip olsa keşke herkese.

Düşlerimiz pusulamız, deneyimlerimiz anahtarımız, inancımız gücümüz bu hayat oyununda. Mesele benim düşlerimde engin denizlerin ötesinde bir ev var uzaklarda. Yelken açıp gitsem gidemem, dalsam enginliklere bir daha çıkamam. Bir denizyıldızı gibi umutlarım, masmavi, rengârenk içinde hayallerim. Kıyıya vuran bir gemi ruhum. Bir deniz kabuğunda içimdeki sızılar. Gizli bir kentte, gösterişli bir sarayda içimdeki çocuk. Yaşlı bir dedeyle ninenin aşkı gibi saf ama cahil, hatalarla yaralar almış gönlüm, unutulmuş aşkların yasında. Bakar dururum öylece uzaklara, enginliğe ve bilirim ki bir deniz var dağların ötesinde ve bir anahtar var bende. O denize bakan dağların ardındaki evimin kapısını açmak yani hayat oyununu kazanmak için. Bir deniz kabuğu sesi gibi fısıldar bana içimden bir ses “seni bekliyoruz” diye. Ben kartlarımı seçemesem de elimdekilerle oyunu bu şekilde oynamayı seçiyorum. Verilen kartların benim için en iyi seçimler olduğuna yürekten inanıyor. Kadere bağlı oylan bir hayatın var olamayacağını biliyorum

 

Lâ Edrî • 27 Ekim 2017


Previous Post

Next Post

Bir cevap yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *