Dudaklar Sustuğunda Kalemler Kanatlanır

AFORİZMALAR

   

     ‘ Bizi Kıyamet Günü’nü böyle isimlendirmemize iten yalnızca bizim zaman kavramımızdır.’

‘  Av köpekleri henüz avluda oynuyorlar; ama avları daha şimdiden ormanın içinde ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kaçamayacaklar.’

      Sanatımız, gözümüzün gerçekle kamaşmasından oluşmaktadır: Gerçek, geri geri kaçan ucube maskelere vuran ışıktan başka bir şey değildir.’

‘ Hayvan, kırbacı hışımla çeker alır efendisinden ve kendi efendisi olmak için kendini kırbaçlar, bilmez ki bu yalnızca efendisinin kırbacına atılan bir düğümün yarattığı bir hayalden başka bir şey değildir.’

      ‘ Kargalar tek bir karganın gökyüzünü yok edebileceğini öne sürerler. Buna hiç şüphe yoktur; ama bu gökyüzü ile ilgili hiçbir şey ifade etmez; çünkü gökyüzü basit anlamıyla şu demektir: Kargaların yokluğu.’

‘ Sahip olma diye bir şey yoktur; yalnızca oluş, son nefesi vermeyi, nefessiz kalıp boğularak ölmeyi özleyen bir oluş vardır.’

‘ Belki bir şeylere sahip: ama kendi varlığının olmadığı savına verdiği yanıt, yalnızca bir titreme ve yürek çarpıntısı oldu.’

   ‘ Sonsuzluğun yolunda nasıl böyle kolayca ilerlediğine şaşan biri vardı; o aslında yokuş aşağı yuvarlanıyordu.’ ‘

‘Neden hep ‘’İlk Günah’tan dolayı yakınırız? Cennet’ten ‘’İlk Günah’’ yüzünden kovulmadık, ‘’Yaşam Ağacı’ndan’’ dolayı kovulduk, onun yemişlerinden yemeyelim diye.’’

‘ Yaşam Ağacı’nın yemişlerinden hala yediğimiz için günahkârız. İçinde bulunduğumuz durumdan günahkârız. İlk Günah’tan dolayı değil.’

 ‘ Cennet’te yaşamak için yaratılmıştık ve Cennet bize hizmet için tasarlanmıştı. Daha sonra yazgımız değiştirildi; Cennet’in yazgısında bir değişiklik oldu m u? Bu hiçbir yerde bilinmiyor.’ 

   ‘ Teoride dört dörtlük bir mutluluğun olasılığı vardır: İçimizde yok edilemez bir varlığın olduğuna inanmak ve ona ulaşmak için çaba harcamamak.’

   ‘ Kendini insanoğluna bakarak sına. Bu, şüphe edeni şüpheye, inananı da inanca götürür.

      İnsanlarla bir arada olmak, insanı kendini gözlemlemeye iter.’

   ‘ Şu duygu: ‘’ Burada demir atmayacağım’’ ve hemen anında, kabarıp coşan ve insanı sarmalayan dalgaları hissediş.’’

Ani bir değişim. Yani tetikte, korku dolu, ümitle, dolanıyor sorunun çevresinde; bakışlarını ümitsizce sorunun yanına yaklaşılmaz yüzünde gezdiriyor, onu en anlamsız yollar boyunca izliyor, başka deyişle, yanıttan olabildiğince uzağa giden yollar boyunca onu izliyor.’

   ‘ Şehvet dolu sevgi, yüce aşka gözlerimizi kapar; bunu tek başına yapamaz, ama farkında olmadan içinde yüce aşktan bir parça taşıdığından dolayı yapabilir.’

‘ İki olasılık kendini sonsuz küçültmek ya da sonsuz küçük olmak. Birincisi mükemmellik, yani eylemsizliktir; ikincisi başlangıç, yani eylemdir.’

 ‘Edebi hayatın bir zamanlar sürdürüldüğü ile ilgili olup zamana olan bağımlılığımızı haklı çıkartan en güçsüz inanış bile, günahkârlık içinde yaşadığımıza dair şimdiki en acımasız inançtan ne kadar iç bunaltıcıdır. Ancak bütün saflığı içinde birincisini de tamamen kapsayan ikinci, inanışa katlanma gücüdür ki, bu da inancın ölçüsünü oluşturur.

 

‘İnançtan yoksun olduğumuz söylenemez. Yalnızca yaşıyor olgusu bile, tüketilemeyecek bir inanç değeridir.’

    ‘ Evden çıkıp gitmen gerekmiyor. Masa başında kal ve beni dinle. Beni dinlemesen de olur, yalnızca bekle. Beklemesen de olur tamamen sessiz ve yalnız ol. Dünya maskesini düşürmen için kendini sana sunacaktır;  elinden başka bir şey gelmez, çekiciliğe kapılmış, ayaklarının dibinde kıvranacaktır.’

   ‘ Bugün, ilerlemenin daha da ileri gitmek için yola çıktığı şimdiki bugündür, başka bir deyişle bugünkü gündür.’

     ‘ Yalnızca hayatta kalmakla, sanki kendi yolunu tıkıyormuş’ gibi bir duygu vardı içinde. Yine de bu engellemeden, hayatta olduğu sonucunu çıkarıyordu.’

‘ İki şey görebiliyor: İlki yaşamla dolu ve bir tür haz duygusu olmadan olması imkansız olan, kişinin sakin düşünmelerinden, yansımalarından, araştırmalarından ve taşmalarından oluşuyor. Bunların sayıları ve olasılıkları sonsuzdur; bir tahta bitinin bile içine yerleşmek için nispeten daha geniş bir yarığa ihtiyacı vardır; ama söz konusu olan bu işler için bir yere gerek yoktur; en küçük bir yarık bulunamasa bile, binlerce ve on binlercesi birbiriyle iç içe geçmiş olarak yaşayabilirler. Bu birinci şey. İkincisi, insanın hep hesap vermeye çağrıldığı ve ağzını açıp tek bir kelime bile söyleyemediği, ardından gerisin geriye yeniden düşüncelerinin kucağına fırlatıldığı vs; ama şimdi bütün bunların arasında dolaşmasının imkansız olduğunu fark ederek, kendini bırakıp dudaklarında bir lanetle gömülüp battığı andır.’

 ‘ Dünyadaki korku, acı ve yalnızlığın varlığını algılayabiliyor, ama bunları da sanki yüzeye sürtünüp geçerlermiş gibi bulanık, genel duygular olarak anlayabiliyor. Tüm öbür duyguları yok sayıyor; bizim duygu olarak tanımladıklarımızı, o, yalnızca kuruntu, peri masalı ve anılarımızın ve bilgilerimizin bir yansıması olarak görüyor. Başka türlü de nasıl olabilirdi ki diye düşünüyor; çünkü duygularımız, olayların karşılarına çıkmayı bir kenara bırakın, onlara hiç yetişmiyorlar bile.

       Baş döndürücü bir hızla kuşlar gibi gelip geçen olaylardan önce ya da sonra yaşıyoruz; gün doğumunu ve gün batımını doğuya ve batıya dönerek hissediyoruz.’

       ‘ Yaşam yine kendi doğal, keskin iniş çıkışlarını koruyacak; ama aynı zamanda da aynı açlıkta bir hiç, bir rüya, bir boşlukta dönüp duruş olarak kabul edilecekti.’

İşte o an gençliğin aldatıcı dünyasıyla bir tür vedalaşmaydı; aslında gençlik onu hiçbir zaman doğrudan doğruya aldatmamıştı; ama çevresindeki otoritelerin söyledikleriyle aldanmasına neden olmuştu. Ve böylece ‘ isteğinin’ zorunluluğu ortaya çıkmıştı.

‘ İnsanların beraberliği şuna dayanır: İnsan kendi varlığının gücüyle gerçekte kendi içlerinde yadsınamaz olan başkalarını yadsıyormuş gibi görünür; bu da  o insanlar için, tatlı ve rahatlatıcı; ama gerçeklikten ve dolayısıyla da süreklilikten hep yoksundur.’ 

   ‘ Esas unutuluş bir hüzne, güvensizliğe, huzursuzluğa; kaybolup gitmiş zamanların şimdiki zamanı bulandıran bir tür özlemine yol açıyor. Yine bu özleyiş insanın yaşama gücünün önemli bir unsurudur, ya da belki de o gücün kendisidir.’

‘ Robinson Crusoe adanın en yüksek, en iyi görülebilecek yerini, inatçılıktan ya da alçak gönüllülükten dolayı, ya da korkudan, ya da bilmediğinden, ya da özlemden dolayı terk etmemiş olsaydı, kısa zamanda mahvolurdu; ama işi gemilere ve onların güçsüz dürbünlerine bırakmayıp adayı bir baştan diğer uca keşfetmeye ve onu tadını çıkarmaya başladığından beri sağ kalabildi ve sonunda mantıksal olarak zorunlu bir sonuç çıkmasa da bulunup kurtarılabildi.’

    ‘ Yoksunluğunu bir erdem yapıp çıkıyorsun’ Birincisi herkes yapıyor bunu ve ikincisi de bu tam anlamıyla benim yapmadığım bir şey. Ben yoksunluğumun yoksunluk olarak kalmasına izin veriyorum, bataklıkları kurutmuyor onun sıtmalı buharı içinde yaşıyorum.’İşte senin tam olarak erdeme dönüştürdüğün şey bu.Benim dostum olarak kalman için kendi ruhumun yaralanmasını kabul ediyorum.

‘Bilincin sınırlanması toplumsal bir gereksinimdir. Tüm erdemler kişisel, tüm kötülükler de toplumsaldır; toplumsal erdem olarak değerlendirilen şeyler, örneğin aşk, bencil olmamak, özveri yalnızca ‘’şaşılacak biçimde’’ gücünü kaybetmiş toplumsal kötülüklerdir.’

   ‘ Olumsuzlama gücü, insanın kavgacı yapısının en doğal ifadesi, sürekli değişen, kendini yenileyen, çürüdükçe canlanan bu güzce hep sahibiz; ama cesaretle değil ve yaşamın kendisi zaten bir olumsuzlamadır, bundan dolayı olumsuzlamak demek onaylamak demektir.’

‘ Huzurlu bir biçimde yatmaktan bir telaş onu alıkoyuyor, yataktan dışarı atıyor, bilinci, hiç durmadan atan kalbi, ölüm korkusu ve onu kabullenmeme isteği rahat bırakmıyor. İşte bütün bunlar onun rahat yatmasına izin vermiyor, o da yeniden ayağa kalkıyor. Bu yatıp kalkmalar ve yollarda yapınla bu gelişi güzel, çabuk ve tesadüfe dayanan birkaç gözlem onun hayatını oluşturuyor.

   ‘’ Çizdiğim bu tablo iç karartıcı; ama sadece ana yanılgıyı gösteren çözümleme açısından. Bu o kadar böyle ki, insan kalkar, gerisin geriye düşer, yeniden kalkar ve böylece sürer gider; ama aynı zamanda ve çok daha büyük bir gerçeklikle tamamen başka bir biçimde; çünkü insan Bir’dir, başka bir deyişle deviniminde dinginlik, dinginlikte de devinim vardır ve bu ikisi ayrı ayrı insan teklerinde bir araya gelir böylece süre gider, ta ki, gerçek yaşama varana kadar. Benim çizdiğim bu tabloda seninki kadar yanlış, hatta seninkinden daha da aldatıcı. Gerçek olan şu ki, buradan başka bizi yaşama götüren bir yol yoktur; oysa bizi yaşamdan buraya getiren bir yolun olması gerekiyordu. Gördüğünüz gibi yolumuzu kaybetmişiz.’

    Akıntıya karşı yüzüyor. Akıntı öyle güçlü akıyor ki bazen, bir dalgınlık anında, ,içinde çırpındığı yalnızlığın ortasında ümitsizliğe kapılıyor. Bir yetersizlik anında sonsuza kadarmış gibi gerilere sürüklenmiştir.’’

‘’  İnsan özgür iradeye sahiptir ve bu üç bakımdandır:

İlki, bu yaşamı istediği zaman özgürdü; şimdi tabi ki geriye dönemez artık; çünkü bir zamanlar bu yaşamı istemiş olan kişi değildir artık, bir zamanlar istemiş olduğunu yaşayarak gerçekleştiriyor olması dışında.

İkincisi, hayatı boyunca ilerleyeceği yolu ve biçimi seçebilmesi açısından özgürdür.

Üçüncüsü ise, yeniden dünyaya geleceğini düşünerek, bütün koşullar altında yaşam ve böylelikle de kendisine varan yolu bulmayı istemesi bakımından özgürdür; ancak bir tercih konusu olmasına rağmen u yol, bu hayatın dokunulmadık hiçbir köşesini bırakmayacak kadar labirent biçiminde olacaktır.

Bu özgür iradenin üç görünüşüdür ama üçü de aynı anda var olduğundan dolayı bir birlik oluştururlar ve bu temelde öylesine tam bir birliktir ki, burada özgür olsun ya da olmasın, hiçbir iradeye yer yoktur.’’

AFORİZMALAR, KAFKA

2003, NİSAN,İTALİK YAYINLARI, ÇEVİRİ İLKNUR ALTUN

 

 

Editör • 19 Mart 2016


Previous Post

Next Post

Bir cevap yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *